Créer un nouveau blog :
Présentation

Nom du blog :
yunakli
Description du blog :
baris kardeslik ugruna
Catégorie :
Blog Journal intime
Date de création :
17.03.2006
Dernière mise à jour :
24.03.2006
RSS

Rubriques

>> Toutes les catégories <<

Navigation

Accueil
Livre d'or yunakli
Créer un blog
Contactez-moi !
Faites passer mon Blog !
Mes blogs et sites préférés

Billets les plus lus

· YILMAZ GÜNEY
· AHMET KAYA
· DENIZ GEZMIS
· AHMET KAYA
· ferhat tunç
· AHMET KAYA
· agire jiyan
· Yünak ve köyleri
· OZAN DIYAR

Statistiques



Recherche personnalisée

Derniers commentaires

super
17.04.2006
slm
17.03.2006
RSS

Autres blogs à visiter :

· pcsi2005
· noctemaeternus
· moonsun
· sophiepetoncule09
· missnirvana
· gloomyprophecy
· quebecoiseenafrique
· bijouxenperles
· taradhrim
· feeperverse

agire jiyan

Posté le 24.03.2006 par yunakli
kürtçenin en iyi ozanlarindan

OZAN DIYAR

Posté le 24.03.2006 par yunakli
kürtçenin en iyi ozanlarindan
Son associé au billet :

ferhat tunç

Posté le 24.03.2006 par yunakli
Kendi İkliminde Yaşayan Bir Sanatçı

Ferhat Tunç; güneşin kutsal olduğu, ateşin suyla söndürülmediği Tunceli'de (Dersim) 1964 yılında doğdu. Çocukluğu ve ilk gençliği; rüzgarın, karın ve baharın bile asi olduğu bu kentte geçti. Tarih, bu kenti savaşlara, isyanlara ve sürgünlere mahkum etmişti. Bu yüzden ağıtların söylendiği, hüzünlerin beslendiği mağrur bir kentti Tunceli.

Ferhat Tunç bu kentte, mağrurluklar içinde biriktirdiği "gelecek kaygısı"nı daha ilkokul yıllarında müziğe tahvil etti. Bir yandan okula gidiyor bir yandan düğünlerde ve özel gecelerde bağlama çalıp türkü söylüyor; dinleyenleri kah hüzünlendiriyor kah coşturuyordu. Ve bir süre sonra, doğduğu kent onun bu yeteneğine el veriyor; Ferhat Tunç "Dersim'in küçük ozanı" oluyordu.

Liseyi bitirdikten sonra, 1979 yılında zorunlu olarak doğduğu kenti terk edip Almanya'ya ailesinin yanına yerleşti Ferhat Tunç. Bu soğuk ve yabancı yerde, hiç alışamadığı bu gurbet elde yani, her şeye rağmen müziğe yoğunlaşıp başarılı çalışmalara imza atmak istiyordu.


Bu çerçevede 1982 yılında Frankfurt'ta Amerikalı müzisyen Darnel Sumers'la tanıştı ve Sumers yaptığı "reggae" müziğinden yola çıkarak, müzik bilgisi, değişik kültürel motiflerin müziğe aktarılması ve müzikte çok seslilik ve çok renklilik konusunda Ferhat Tunç'a katkı sundu. Tunç, dostu Sumers'tan biriktirdiği bu "yeni"yi Sumers'la birlikte, üç Alman ve bir Yunanlı müzisyenle yaptığı deneysel çalışmalarla pekiştirip zenginleştirdi ve bu bileşimle Avrupa'da birçok konser verdi.

Ardından Mainz Üniversitesi'ne bağlı bir müzik okulunda kısa bir eğitim alan ve bu arada "Kızılırmak" adlı ilk albümünü çıkaran Ferhat Tunç, sonraki yıllarda Tunceli ve Almanya sürecini şöyle tanımlayacaktı: "O yıllarda yaptığım müzik, içerik kaygısına düşmeden, ama devrimci ruha sahip amatörce bir süreçti".

Ferhat Tunç, elde ettiği müzik birikimini, 1984'te Türkiye'den Almanya'ya giden müzisyen Orhan Temur'la başladığı çalışmaya aktardı ve ortaya "Bu Yürek Bu Sevda Var İken" albümü çıktı. Uzak bir ülkede, Almanya'da olmasına rağmen ülkesinde yaşananlara kayıtsız kalmayan Ferhat Tunç'un bu albümü, "12 Eylül'e itiraz"ın izlerini taşıyordu.




Tunç, 1985'te, 12 Eylül'ün rüzgarlarının henüz sert estiği bir dönemde Türkiye'ye döndü ve yeni bir başlangıç yaparak aynı yıl Türkiye'deki ilk albümünü çıkardı. Albümün adı "Vurgunum Hasretine"ydi. Albüm kısa sürede büyük yankı yarattı ve Ferhat Tunç artık Türkiye'de, toplumsal muhalefetin içindeydi. Tunç, o dönemi şöyle özetliyor: "Toplumsal hareketin bastırıldığı, hak ve özgürlüklerin geri alındığı bir dönemde halkımın yanında yerimi aldım".

Tabi, 12 Eylül gibi bir vakıanın yaşandığı Türkiye'de bunun bir bedeli vardı. Miting havasında geçen konserler, çok satan albümler ve toplumsal muhalafetin gözdesi olan bir sanatçının ödeyeceği bedel -elbette!- gözaltılar, davalar, mahkemeler ve yıllar süren konser yasakları olacaktı. Ama bunun da bir karşılığı vardı. Bu konuda şöyle diyor Ferhat Tunç: "Saldırılar arttıkça ben güçleniyordum. Sanatsal üretimimin geliştiğine ve güzelleştiğine şahit oluyordum".




Ve Ferhat Tunç'un 1985 yılında Türkiye'de zorlu başlayan ve sürekli baskı, yasak ve saldırılarla geçen müzik yaşamı boyunca çıkardığı albümler; Türkiye'deki toplumsal gerçekliğin aynası niteliğindedir:

"Kızılırmak" Almanya-1982
"Bu Yürek Bu Sevda Var İken" Almanya-1984
"Vurgunum Hasretine"-1986
"Ay Işığı Yana Yana"-1987
"Yaşam Direnmektir"-1988
"İstanbul Konserleri-1"-1988
"Vuruldu"-1989
"Gül Vatan"-1990
"Ateş Gibi"-1991
"İstanbul Konserleri-2"-1992
"Firari Sevdam"-1993
"Özlemin Dağ Rüzgarı"-1994
"Kanı Susturun"-1995
"Kayıp"-1997
"Kavgamın Çiçeği"-1999
"Her Mevsim Bahardır"-2000
"Şarkılarım Tanıktır"-2002
"Nerdesin Ey Kardeşlik"-2003

Tüm çalışmalarında görüleceği üzere sanatı ile içinde yaşadığı toplumun sorunlarını buluşturan Ferhat Tunç, müzik yaşamının bugün geldiği 21'inci yılında daha güçlü çalışmalara imza atıyor.

Doğup büyüdüğü toprakların asi ruhuyla yıkanmış olmanın kendisine kazandırdığı duruşla var olmayı yeğleyen Tunç, sanatından ve toplumsal yaşamından taviz vermeden yürümeyi sürdürüyor.

Ve her şeyin toplamı olarak, felsefesini şöyle özetliyor: "Aynı tanrının çocularıysak, aynı göğün altında ve aynı toprağın üstünde yaşıyor ve aynı havayı soluyorsak; niye aynı 'insanlığı' yaşamıyoruz?"
Son associé au billet :

Yünak ve köyleri

Posté le 18.03.2006 par yunakli


[COLOR=red][u][b]GUND Û NAVÇEYÊN KURD LI BAJARÊ KONYAYÊ
Konya Nav - tirkî Nav - kirmancî Aşîra girêdayî Nifûs (1990)
Yunak[/b][/u]
[/COLOR]



[COLOR=green][[COLOR=red]u][b]Yünak kürtçe isimleri Asira Nîfûs
ve nav kurmanci Asiretler Nufus
köyleri
[/b][/u] [/COLOR] [/COLOR]
Yunak Canbeg 10.499


Böğrüdelik Gapan Canbeg 616


Hacıfakılı Kamaran Canbeg 631


İmamoğlu Bodan Canbeg 437


Karayayla Canbeg 455


Koçyazı Civikan Canbeg 2.217


Sarayköy Golan Ga Canbeg 2.642


Odabaşı Halisînan Canbeg 978


Hatırlı Gundê Xofê Canbeg 629


Ortakışla Canbeg 550


Hacıömeroğlu Hacimaran Canbeg 867


Sülüklü Galikan Canbeg 1.632


Çayırbaşı Canbeg 252


Sinanlı Sînan Canbeg 522


Yeşilyayla Canbeg 386


Meşelik Canbeg 659


Kurtuşağı Kurdan Canbeg 1.199


Sevinç Canbeg 656


Özyayla Canbeg 572

AHMET KAYA

Posté le 18.03.2006 par yunakli
İşte Gidiyorum






İşte gidiyorum
Krşılıksız bir aşka kurban ettim ömrümü
İşte gidiyorum
Toprak alsın benimde bu hazin öykümü

İşte gidiyorum, gurbet yorgunu gövdemi
Çukura kim indirecek
İşte gidiyorum
Bu menfur cinayeti, şimdi çıkıp kim üstlenecek

Çürüdü gözlerim, yüreğim, bu yağmurlu şehirde
İşte gidiyorum
Beni kaldırın, hicran kalsın teneşirde

Size yüzyallardır sesini kaybetmiş
Bir türkü söyliyecektim...
Ve bir yayla şefkatiyle
Kirpiğinizin ucundan öpecektim

Bir masum türküydü sadece
Yüzbinlerce madurun gönlünde
Belki söyleriz hepbirlikte
Belki, mahşerin birinci gününde

Nasıl sevmiştim hepinizi..nasıl böyle oldu akıbetim?
Ve nasıl çöle döndü
O benim gül gülistan memleketim

İşte gidiyorum, hiçbiriniz, hiçbir dilde beni anlamadınız
Ben başımı verdim, sizinse
İnsafsız bir linç oldu karşılığınız

İşte gidiyorum
Penceresiz bir dünyanın labirentine
İşte gidiyorum
''Saçlarındaki yıldızları koparabilirsin anne''

Sonunda kaptırdım gönlümü
ölüm denen o kaypak türküye...
Ve işte kurtuldun benden
Şen olasın ey sevgilim Türkiye

Elbet benimde vardı
Kendime ve yurduma dair umutlarım
Belki bıraktığım yerden sürdürür
Dostlarım, karım ve çocuklarım...

Çatladı yüreğim çatladı sazım
Demekki böyleymiş yazım
Sizlere armağan olsun
Sizlerden ödünç aldığım bu yürek sızım...

Benim hiç hayalim olmadı anne
Ne seni rahat ettirdim, ne kendim ettim rahat
Bir mutluluk fotoğrafı bile çekdirmedi bu hayat
Kaybolmuş bir anahtar kadar sahipsizim anne
Ne omuzumda bir dost eli, ne saçımda bir şefkat...

Sayki yollarda akan, şu feydasız çamurdan anne...
Sayki ıslanmaktım, üşümektim
Sayki yağmurdum anne?

Bunca yıldır gözyaşını, hangi denizlere sakladın,
Oy ben öleyim, sen beni ne diye doğurdun anne?
.

Yusuf Hayaloğlu
…


AHMET KAYA

Posté le 17.03.2006 par yunakli
SİZ YANMAYIN (SÜRGÜN)


Ağlama bu günler gelir de geçer babam
Ağlama bu dertler elbet biter babam
Ocaksız köylerimde dumanlar tüter elbet
Ben yandım sen yanma allah aşkına

“Burda, bu şarkımı söylerken, benim Türkiye’de yaşadığım çok zor günlerde bir merhaba’sını istediğim, fakat o merhaba’yı benden esirgeyen, ulusal anlamda aynı kaderi paylaştığım bütün arkadaşlarıma ve dostlarıma ince bir sitemdir. Umarım bunu anlarlar”...

İki damla gözyaşımla
Satıldım pazarlarda
Kırdılar yüreğimi
Kırdılar azarlarla
Sürgünlere yolladılar
Sabah dörtte yağmurlarla
Ben yandım
Siz yanmayın allah aşkına.



Söz : Ahmet Kaya
Müzik : Ahmet Kaya

Son associé au billet :

DENIZ GEZMIS

Posté le 17.03.2006 par yunakli
TEK YOL DEVRIM

YILMAZ GÜNEY

Posté le 17.03.2006 par yunakli
Asıl adı Yılmaz Pütün'dür. Yoksul bir işçi ailesinin çocuğu olan Yılmaz, Adana`daki ortaöğretim yıllarında tarlalarda çalıştı ve bunun gibi türlü işler yaptı.

Yılmaz Güney oynadığı filmlerde haksızlığa uğramış halktan insanları canlandırdı. Güney, yapımcılığını, yönetmenliğini, senaryo yazarlığını ve oyunculuğunu üstlendiği Seyit Han/Toprağın Gelini (1968) filmiyle ileride kendi adıyla anılacak olan film türünü ortaya çıkardı. Bu filmde, sevdiği kıza kavuşmak için tüm kötüleri tek tek ortadan kaldıran, ama sonunda bilmeden sevgilisini de öldüren bir yalnız kahramanı canlandırıyordu. Daha sonraki dönemlerde, genellikle Spagetti Westernler ile benzerlik gösteren bazı filmlerde rol aldı; bu tür filmleri yazdı ve yönetti. Bu açıdan, Türk Sineması'nın en özgün kişilerinden biri olarak görülmektedir.

Güney, sonraki Aç kurtlar (1969), Umut (1970), Umutsuzlar (1971), Acı (1971), Ağıt (1971) gibi filmlerinde ülke gerçeklerine değinen ve ezilen insanı odak olarak alan bir anlatım geliştirdi. Yaşamı olanca gerçekliği içinde yansıtmaya çalışan bu sinema, bir yönüyle 2. Dünya Savaşı sonrasında İtalya'da gelişen Yeni Gerçekçilik Akımı'nı, bir yandan da geleneksel halk destanlarını anımsatmaktadır.

Güney, 1974'te yönettiği Arkadaş'ta ve daha sonra hapse girdiği için Şerif Gören tarafından tamamlanan Endişe`de (1974), gene hapse girdiği için sadece senaryosunu yazdığı, Şerif Gören tarafından yönetilen Yol`da (1982), ölümünden önce yurdışında yönettiği son filmi Duvar`da (1983) kendine özgün tema ve anlatım biçimlerini geliştirerek uyguladı. Yurtdışına çıktıktan sonra kurgusunu yapıp gösterime çıkardığı Yol, 1982 Cannes Film Şenliği`nde Kayıp (Missing) adlı filmle birlikte büyük ödül olan Altın Palmiye'yi paylaşarak Türk sinemasına tarihinin en önemli ödüllerinden birini daha getirdi.

1974 yılında Yumurtalık Savcısı'nı öldüren Güney, 24 yıla mahkum oldu. 1981 sonunda izin alarak ayrıldığı Isparta Cezaevi'ne dönmeyen Güney, daha sonra Fransa'ya sığındı. TC uyruğundan çıkarıldı. 9 Eylül 1984'te kanserden öldü ve orada toprağa verildi


Filmleri

Duvar (1983)
Yol (1982)
Arkadaş (1974)
Zavallılar (1974)
Baba (1973)
Ağıt (1971)
Umutsuzlar (1971)
Acı (1971)
Vurguncular (1971)
İbret (1971)
Kaçaklar (1971)
Yarın Son Gündür (1971)
Canlı Hedef (1970)
Umut (1970)
Piyade Osman (1970)
Yedi Belalılar (1970)
Aç Kurtlar (1969)
Bir Çirkin Adam (1969)
Pire Nuri (1968)
Seyyit Han (Toprağın Gelini) (1968)
Bana Kurşun İşlemez (1967)
Benim Adım Kerim (1967)
At Avrat Silah (1966)
Son associé au billet :

AHMET KAYA

Posté le 17.03.2006 par yunakli
Böyle santçilar birdaha gelirmi? kültürünü ortaya koyacak bir insani, sürgülere, ölümlere gönderdiler hiç olurmu?
ama bizim için ölmemistir, su gögüsümün sol tarafinda yasiyor
Son associé au billet :


Ce blog est hébérgé par centerblog. Créer un blog c'est simple, rapide et gratuit sur centerblog.net !
Signaler un abus